SIĞLA AĞACININ MİTOLOJİK HİKÂYESİ

Sığla Ağacı Hikayesi

Ülkemizde “günlük” veya Sığla olarak adlandırılan ağaç, Anadolu’da milyon yıldır yaşamaktadır. Dünyada sadece Türkiye’nin güneybatısında yetiştiğinden ülkemiz endemiklerindendir. Dere boylarını, taban suyu yüksek alanları, nemli, humuslu toprakları ve sıcağı sever. Tabanında sürekli su olmasını ister. Sığla ormanlarının görünümü tropikal yağmur ormanına benzer. Çok özel bir flora ve fauna yapısına sahiptir.

Sığlanın cins adı olan Liguiambar, Latince “akıcı” anlamına gelen Liguidus ile Persce’de “amber” kelimelerinin birleşmesinden oluştuğundan, adının anlamı “akıcı hoş koku” dur. Yani ağacın bilimsel adı bile iki farklı dilin birleşimini, (birazdan okuyacağınız mitsel hikayesini) göstermektedir.

Sığla yağı, yüzyıllardır Muğla insanının gelir kaynağı olmuştur. Ağacın balsamı (yağı), alınmış kabukları buhur olarak kullanılır. Ağaç damla damla biriktirdiği reçinesini kendini tedavi etmek için üretir. Özel bıçaklarla kazınarak toplanan bu balsamlar Hipokrat’tan da daha önce birçok hastalıkta kullanılmaktaydı. Antik dönemde Karyalıların özellikle Physkos (Marmaris) ve Kaunoslular (Köyceğiz) en önemli ihraç ürünlerindendi.

Asur (Mezopotamya) kil tabletlerinde Sığla yağından söz edilmektedir. Tarihçi arkadaş çevremde eski Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın Sığla yağını aşk iksiri ve parfümü olarak kullandığı söylenir.

Sığla balsamı ve buhuru dinsel ritüeller açısından da çok değerlidir. Yağın elde edilmesinden arta kalan yongalar (buhur) yüzyıllardır tapınaklarda, kiliselerde, camilerde, havralarda kötü ruhları uzaklaştırmak ve ortama huzur getirmek amacıyla kullanılmıştır. Bu duman eski uygarlıklardaki insanlar için tılsım sayılmaktaydı. Onun insanın ruhunu rahatlattığına hatta buhur yakıldığında şeytanı, kötü ruhları ve zararlı böcekleri bölgeden uzak tuttuğuna inanılırdı.

Mitolojik bir kuş olan ve küllerinden yeniden doğan Phoenix (Anka) öleceğini anladığı zaman Sığla ağacı dallarını toplamaya başlar, öldükten sonra yanan Sığla'nın küllerinden bu kuş yeniden doğardı. Sığla ağacının ana yaşam alanının Muğla ilinde ve antik kentin adının da Phoenix olması boşuna değildir.

Anlaşılacağı üzere Sığla ağacı yeniden doğuşu simgeleyen bir ağaçtır. Bu yüzden Karya ve Likya bölgesinde ölen insanların cenaze törenlerinde kullanılmış olmasının da elbette ki bir nedeni, mitolojisi, yaşanmış bir hikayesi olmalıydı.

İşte o hikaye:

Helios (güneş) ve iki kız kardeş Klytie ve Leukolthe.

Önce hikayenin baş kahramanı olan Helios’u tanıyalım. Helios; en güçlü çağında ve son derece yakışıklı bir genç adam olarak tasavvur edilir. Başı çepeçevre ışık huzmeleriyle çevrilidir ve bunlar altından bir saç örtüsü oluştururlar. Olağanüstü bir hızla koşan atlar tarafından bir arabanın içinde gökyüzünü kateder.

Homerik devirde dahi Helios tanrıların hizmetkarı, bütün işi ışıklandırma hizmetini yerine getirmekten ibaret bir görevli olarak görünür.

Helios, karısı Perseis dışında başka birçok kadınla daha birlikte olmuştur. Mesela Nympha Rodos ve karısının kızkardeşi Klymene ile olan ilişkisinden Heliad’lar denilen yedi kızı oldu.

Ve mitolojiye konu olan, Kral Orkhamos ile eşi Eurynome’nin kızı Leukothea gibi.

Leukothea (bazen de Leukothoe olarak anılan) ve kızkardeşi Klytie iki prensestir. Klytie Helios’a sevdalanmıştır, fakat tanrı da Leukothoe’ye vurulmuştur ve birgün genç kıza ulaşmak için plan yapmıştır. O gece kızların annesi kılığına girerek iki kardeşin kaldığı odaya girmiştir, ardından Leukothoe’nin yanına varıp Klytie’nin ve hizmetçilerin dışarı çıkmasını istemiştir. Olanlardan hiçbir şey anlamayan genç kız kardeşinin ve hizmetçilerin odayı terk edişlerini şaşkın bakışlarla izler. Sonra yavaşça gerçek haline dönüşen Helios’u gören Leukothea ilk başta ürkmüş fakat daha sonra tanrı tüm güzelliğini ortaya koyunca kendini teslim etmiştir. (Bu ilişkiden daha sonra Thersanor adında bir erkek çocuğu doğacaktır. Argonotlara ait bazı listelerde adı geçecektir).

Apollon artık Leukothea’ye aşıktır ve Klytie ile ilgilenmemektedir. Bu durumu fark eden Klytie ise kıskançlıktan kardeşinin yasak aşkını babasına ve önüne gelene anlatmaya başlamıştır.

Anlatılar üzerine babaları kral Orkhamos, Leukothea’ yı diri diri bir çukura gömdürür.

Ertesi gün Leukothea’yi bulamayan Helios durumu fark eder ve kızı gömülü olduğu yerden çıkarır fakat artık çok geçtir, sevgilisi ölmüştür.

Helios, uğradığı haksızlığın tazminini Zeus’tan ve diğer tanrılardan ister. Bu isteği genç kızın her zaman ona ve insanlara fayda getirerek hatırlatacak bir ağaca dönüştürülmesidir. Bunun olmaması halinde yerin altına çekileceğini söyleyerek onları tehdit eder. Birdenbire dünyanın hep karanlıkta kalmasını istemezler. Leukolte’nin mezarı içinden bir sığla ağacı yükselir.

Yine bir anlatıda Sığla ağaçlarının koruyucusu ve bakıcıları da Helios’un yani güneşin yedi kızı olan Heliadlardır.

Klytie ise aşkından çılgına dönmüştür. Helios ona artık görünmemektedir.

Aramış durmuş gökyüzünde güneş tanrı Helios’u. Gördüğü zaman kafasıyla takip etmiş. Dokuz gün hiçbir şey yememiş, içmemiş ve devamlı ağlamış. Tanrılar dayanamamış, en sonunda onu ayçiçeğine çevirmişler. O yüzden Klytie devamlı güneşe çevirirmiş başını ve ona bakıp dururmuş. İşte bu yüzden "güne bakan" derler


ARKEOLOG Raşit Öztürk