O'NUN HİKAYESİ

Güncelleme tarihi: 7 Ara 2020

Bu O’nun hikâyesi…

Herkes kendini anlatmak isterken ben onu anlatmak istedim…

O sessiz, o lal, o yarım yaşayan adam.

Aklıma geldiğinde elim hep kalbime gidiyor. Ah Bahar, güzel Bahar, güzeller güzeli Bahar.

Yıllar önce o’nun en yakışıklı, en fiyakalı, toy delikanlı zamanlarıydı. O yakışıklı ele avuca sığmayandı.

Hayatını yarım bırakan hikâyesi arkadaşları birlikte gittikleri mekânda başlamış. Öyle çapkın çapkın etrafı incelerken güzel bir gülüşe takılmış kalmış gözleri.

‘’ Bahar’ı ilk gördüğümde gülüşüne takılıp kaldım. Hani vardır ya böyle güldüğü zaman ışık saçar; işte beni de böyle güzel bir gülüş esir aldı. Gülümsemesinden gözümü aldığım an, oturduğu masanın yakınlarına gidip kenarına iliştim ve ilk fırsatta hemen adını sordum. Baharmış. Tıpkı adı gidi bahardı’’ diye anlattı ilk karşılaşmalarını.

Bahar yurt dışında yaşarmış, her yıl tatilini geçirmek için Türkiye’ye gelir tatil sonu Almanya’ya dönerlermiş. Yine ailesiyle ile birlikte tatile geldiğinde tanımış onu.

Hani derler ya ilk görüşte aşk diye. Tam olarak bunu kanıtlayan bir aşk başlamış onların arasında.

.

Tatil boyunca zaman dolu dolu geçirdiler. Ona baktığın zaman gözlerinden anlaya bilirdin Bahara olan aşkını.

Bahar hep gülsün ister, gülsün diye elinden geleni yapar sonra oturur hayran hayran izlerdi. Şımarırmış Bahar bu aşk dolu ilgiden, ne yapacağını bilemez çocuklaşır, dudaklarını uzata uzata nazlı nazlı nazlanırmış sevdiğine.

Zaten aşkın en güzel yaşları değimlidir yirmili yaşlar. Dip dibe olmak, inatçı kavgalar, sonrasında yüzyıl ayrı kalmış gibi kavuşmalar… geçti

Yaz tatili sonu Bahar’ın gitme zamanı gelip çattığında, artık ayrılmak istemediklerini anladılar. Bu ilişkinin adı konmalıydı. Ailesine düşüncesini anlatmaya fırsat kalmadı. Bahar hızlı davranıp tüm bavulunu toplamış ve onu aramıştı ‘ya gelir beni istersin, ya da birazdan kaçıyorum sana’.

Gelen telefondan hemen sonra ile ailesini apar topar bir araya toplamayı başardı ve Bahar’ın evinin yolunu tuttu. Nihayet geldiklerinde ise Bahar’ı gerçekten elinde bavulu ile kapı önünde yakalamışlardı.

Nişandan bir yıl sonra düğünleri oldu. Bahar Almanya’da yaşamak istiyordu düğün sonrası birlikte Almanya’da yaşamaya başladılar.

Evliliklerinin ilk yılları çok keyifli geçti birkaç yıl sonra küçük kızlarının doğmasıyla mutlulukları katbekat artmıştı. Fakat güzel günlerin üzerinde kara bulutlar gezmeye başlamıştı. Nedeni bir türlü oraya alışamamasıydı. Bahar’ını çok seviyordu fakat dilini bilmediği bu memlekete alışma çabaları sürekli boşa çıkıyordu. Geride bıraktığı ülkesi ailesi dostları alışkanlıkları burnunda tütüyordu. Tabii bu ikilemler aralarında zaman zaman tartışmalara yol açıyor mutluluklarının üzerinde kara bir gölge gibi dolaşıyordu. Bahar’a da bebeğine de hiç kıyamazdı ama içten içe huzursuzluğu sesini yükseltmesine neden oluyor aralarına uçurumlar sokuyordu. o bunu kimselere anlatamadı…

Yine bir gün aralarında ki ufak bir tartışma ailelerin de karışması ile aşırı büyümüştü. Her şey kontrolden çıkmak üzereydi. Tek aklına gelen ceketini alıp çıkmak oldu. Amacı sakinleştikten sonra bazı şeyleri konuşmaktı fakat kontrol edemedi ne ailesini, ne onun ailesini ne de arada yaşanan gerginlikleri sırada ceketini alıp çıkması ona göre tamamen ortam durulsun sakinleşsin diye yapılmış bir hareketken yanlış anlaşılmalar sonucu çok farklı yönlere çekilmişti. Kendini anlatmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Yabancı bir memlekette duyguları dipte, parasız ve mutsuz…öylece kalakalmıştı. Bir süre parklarda kaldı. Bahar’ından ve küçük meleğinden bu incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler yüzünden ayrı kalmıştı. Düşündü ne kadar da kolaydı insanın hayatının altüst olması!

Kimselerle görüşmedi. Türkiye’ye dönemedi. Evine dönemedi. Araf'ta kalmış bir ruh gibi sıkışıp kalmıştı ne o yana gidebiliyordu ne bu yana. Akıl sağlığını kaybetmesi uzun sürmedi. Rüya gibi ya da kâbus gibi geçen bir sürenin sonunda kendini bir akıl sağlığı merkezinde buldu. Kısa bir süre sonrada akıl sağlığındaki problemler yüzünden hastaneye yattı. İçinde bulunduğu duruma rağmen tüm gücüyle aklını toplamaya çalışıyordu. Kimse yoktu yanında hafızası gelip gidiyordu aklını tamamen kaybetmekten korktuğu zamanlarda küçük kızını aklına getiriyor, kendisini bir an önce toparlaması gerektiğine ikna ediyordu.

Tüm bunlar olup biterken bir yandan ailesi de haftalardır haber alamadıkları oğullarının hayatından endişe etmeye başlamıştı, kimse onun nerde olduğunu bilmiyordu. Türkiye’de her şeyden habersiz ailesi onu ararken o hastane yatıyordu.

Bir süre gördüğü tedaviden sonra, artık kendine gelmeye başlamıştı. Hastaneden çıkar çıkmaz Bahar’ı ve kızını görmeye gitmeyi düşündü. Ama içindeki korkuya yenik düştü bunun yerine ailesiyle bir şekilde iletişime geçerek Türkiye’ye dönmeyi yeğledi. En azından bundan sonrası için tek başına hareket etmek istemiyordu böyle düşünedursun gerçek hiç de öyle değildi. Bir kere uzaklaşmaya başladın mı tekrar yakınlaşmak imkansıza yakın bir şeydi. Bunu anlaması için uzun süre geçmesine gerek kalmadı bir posta ile fazlasıyla anladı bunu. Gelen boşanma dilekçesi idi. Suskunlaştı o günden sonra içine gömüldü. Hayattan elini eteğini çekmedi aile işinde çalışıp ekmeğini kazanmaya devam etti ama içtiği her sigara da her içine çekişinde her göz devirişinde saklıydı gönül kırgınlığı …Zaman bazı şeyleri düzeltir derler ama Bahar ile düzeltemedi aralarını. Boşanma gerçekleşti. Kızını düzenli aralıklarla arıyordu Almanya’da yaşadığı için görebilmesi sadece onların Türkiye’ye gelmesiyle gerçekleşebilirdi. Aşkı hasreti hiç bitmemişti ne kızına ne Bahar’ına. Hayallerinde hep Bahar ile kızı ile yan yana Türkiye de yaşadıkları vardı. Düşlediği , gerçekleştirmek istediği buydu. Ama kader asla ona kendi planlarını yapma özgürlüğü tanımadı. Bu hayaller ile yaşarken bir gün gelen bir telefon her şeyin yıkımı oldu.

Bahar çok hastaydı ve bu illetin adı KANSERDİ.

Daha otuzunda bile değildi. Bu kadar genç yaşta bu amansız hastalık o’nu ve tüm aileyi yasa boğmaya yetmişti.

O yaz Türkiye ye geldi Bahar kızı ile birlikte. Kızını görmek için gittiğinde, yıllar sonra tekrar gördü Bahar’ını. En sevdiğini..

Umutsuzca kaybetmişti Bahar’ı ve gittikçe daha çok kaybediyordu elinde olmadan .Karşılaştıklarında Bahar konuşamamış sadece sessizce iki damla yaş akıtmıştı gözünden.

Zaman geçti Bahar’ın hastalığı her türlü tedaviye rağmen ilerliyordu. Bahar artık zamanının çoğunu steril hastane odalarında geçirmeye başlamıştı. Bir süre sonra tedavilerden biraz olsun olumlu sonuçlar alınmaya başlanınca hemen Türkiye’ye kesin dönüş yapmak istediler. Bahar ve kızı Türkiye’ye kesin dönüş yaptılar bu dönüş aile ile aradaki buzların erimesine yetti. Artık daha sık vakit geçiriyor torunlarını daha sık görüyorlardı. Küçük kızın yaşadığı mutluluk görülmeye değerdi. Küçük kızın o mutluluğu hem annesine hem babasına hem de diğer aile üyelerine ışık oluştu. Acaba? Yeniden bir araya gelinebilir miydi?

Tüm bu düşünceler böyle devam ededursun Bahar’ın durumu tekrar kötüleşmeye başladı.

Tedavi için tekrar Almanya’ya gitti. Tekrar steril hastane odası günleri başladı. Bahar ancak sınırlı vakitlerde sınırlı kişiler ile görüşebiliyordu ve bu genellikle annesi babası ve kızı oluyordu. Kendinin topladığı bir gün Türkiye yi ara

‘Ben artık ölüyorum’ dedi. Kabullenmişti sesinden belliydi.

Keşke gözyaşlarının dili olsa idi.

Bazı cümleler vardır karşılığında bir sürü şey söylemek istersiniz ama boğazınız düğümlenir tek laf edemezsiniz.

O’nun tek söyle bildiği ‘seni görmek istiyorum’ olmuştu.

‘Merak etme seni görmeden ölmeyeceğim’ dedi Bahar.

Artık vücudu tedaviye tepki vermiyordu. Doktorlar ve ailesi ile ortak verilen bir karar ile Bahar son kez Türkiye’ye gönderilecekti.

Son bir haftaları dizide olduğu bir hafta oldu. Aralarında neler konuşuldu kimseler bilmez.

Bir süre sonra gelen bir haber son noktayı koydu tüm hikâyeye.

BAHAR ÖLDÜ.

Ölüm hiç yakışmadı derler ya Bahar’a gerçekten hiç yakışmamıştı. Daha otuzunda en güzel halinde anneliğinin başında almıştı illet onu aralarından.

Cenazesi köyde defnedildi. Küçük meleği toprağından bir an olsun ayrılmadı. Cenazenin yanına yatmış kalkmak istemiyordu.

O’nun hali ise içler acısıydı. Öyle ki Bahar’ının cenazesi geldiğinde tutmak isteyenleri uzaklaştırmaya çalışmış ‘Bırakın yakarsınız canını ‘ diye feryat etmişti.

AH BAHAR GÜZEL BAHAR KALP AĞRISI BAHAR

Mezarlığa gelindiğinde. Bahar’ı kendi elleriyle toprağa koymuştu. Ne acıdır sevdiği kadını kendinle toprağa koymak ne acıdır üstüne toprak atıp kapatmak.

Mezarlığa gelenler gitmeye başlarken kimseler kalmamıştı bizlerde ilerlemiştik artık biraz uzaklaşmaya başlayınca aklımıza o geldi! Gözlerimiz onu aradı bulamadık mezarla geri dönmek aklımıza geldi ve geri döndük.

Mezarlığa döndüğümüzde o mezarın başında sesli sesli ağlıyordu sel oldu göz yaşları bir avuç toprak almıştı ellerinin arasına onu böyle çaresiz görmek ..

Ne kadar ısrar edilmesine rağmen onu alamamıştık mezarının başından, gitmek, ayrılmak istemiyordu, bir türlü bırakamıyordu Bahar’ı. Bir başına mezarlıkta, kıyamazdı ki ona, hiç yıllarca içinde taşıdı ve söyleyemedi onu ne kadar çok sevdiğini. Baharın ailesi mezarının başından döndüklerinde onu ikna edememişlelerdi, en son kızı geldi. Birlikte bir süre ağladılar. Sonrasında küçük kız babasına sarılarak büyük bir olgunlukla onu mezarlıktan uzaklaştırdı.



Baharın son zamanlarda ölmeden önce ona telefon konuşmalarında ne dediğini sorduğumda sadece

‘ KIZIMIZA BİZİ ANLAT DEDİ’. .

Sen ona kızımızı bizi anlat dedin şimdi ben koca Marmaris’e seni anlatıyorum….

O mu ?

O BENİM ABİM .....








Etiketler: