MARMARİS SERKAN OKTAYI SEVDİ

Marmaris'te hizmet veren canlı müzik performans ve eğlence mekânı Queen Stage, İstanbul'un popüler mekânlarında sahne alan Serkan Oktay’ı hafta sonları dinleyicileri ile buluşturuyor.

Serkan Oktay hem sahnede ki dans ve sempatik tavırları ile hem de güzel sesi ile dinleyicilere nasıl hitap edeceğini gerçekten iyi biliyor.

Müzik adına birçok ödüle de laik görülen sempatik ve başarılı sanatçı ile siz takipçilerimiz için kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Enyy Dergi: Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Serkan Oktay: Müziğe küçük yaşta ilkokulda sevgili müzik öğretmenim Yurdagül Tatlıcı’nın yönlendirmesi ile başladım. Ardından lisede katıldığım müzik yarışmaları sonrası büyük bir orkestra da solist olarak profesyonel hayata geçiş yaptım. O gün bu gündür 13 senedir sahnedeyim. Solo sahnelerim dışında, Youtube klipleri ve yakın zamanda dinleyicilerle buluşturmayı hedeflediğim kendi şarkılarımla ilgili çalışmalarımı yürütüyor, dinleyiciye, seyirciye dokunabildiğim her andan büyük keyif alıyorum.

Enyy Dergi: Bahsettiğiniz yarışmalar sizin için olumlu sonuçlanmış olmalı. Bize biraz o dönemi anlatır mısınız?

Serkan Oktay: Liseler arası müzik yarışması çok uzun yıllardır yapılan hatta Kenan Doğulu, Burak Kut gibi isimlerin gençken yarışıp, dereceler alıp sonrasında ünlü olduğu önemli bir yarışma. Tabi biz o yaşta bunun farkında değildik. Tamamen gençlik heyecanı ve eğlence için katıldık. Şimdi geri dönüp baktığımda müzik hayatımın asıl başlangıç noktası o yarışmaydı. Katıldığımız 3 sene boyunca 9’u kişisel olmak üzere toplamda 13 ödül alınca, yarışma tarafından Türkiye’yi temsil etmek adına balkan devletlerinin katıldığı bir başka yarışmaya gönderildim. Eurovision’un küçük versiyonu olan bu yarışma da ülkemize “En iyi erkek solist” ve “En iyi sahne performansı” ödülleriyle dönünce Bilgi Üniversitesi bana yaşam boyu burs hediye etti. Üniversiteyi de zaten orada tamamladım.


Enyy Dergi: Dinleyiciye hitap etmeyi mi, yoksa kendi sevginiz tarz da şarkılar söylemeyi mi tercih ediyorsunuz?


Serkan Oktay: Kendimi empati yetisi yüksek biri olarak tanımlarım. Enerjimi seyirciden alıyor, onlar eğlendikçe daha çok eğleniyorum. Dolayısıyla şarkı seçimlerimi herkesin sevebileceği şeylerden yapmaya çalışıyorum. Bunu yaparken kendi tarzımın dışına çıkmamaya özen gösteriyorum.



Enyy Dergi: Çeşitli reklam filmlerinde rol aldığınızı biliyoruz. Oyunculuk mu müzik mi?


Serkan Oktay: Son 3 sene de 20'ye yakın reklamda rol aldığımı düşünürsek, oyunculuk da hayatımın önemli bir kısmını dolduruyor. Her ne kadar yakın alanlar gibi gözükse de sahnede ki Serkan ile setteki Serkan çok farklı. Bir seçim yapmam gerekirse müzik ve sahne derim.

Enyy Dergi: Ünlü sanatçılara vokallik yaptınız kazandığınız deneyimleri bizimle paylaşır mısınız?

Serkan Oktay: Küçüklükten beri MFÖ dinleyicisiyim. Mazhar ALANSON ile Harbiye Açık Hava sahnesinde birlikte olmak hayatımın en keyifli anlarındandı. Mazhar abi tanıyabileceğiniz en şahsına münhasır insanlardandır. MFÖ şarkıları çok sesli olduğundan özellikle o proje benim için okul gibiydi. Sonrasında Hande YENER, Sinan AKÇIL, Nil BURAK, Ajda PEKKAN... çalıştığım her isim benim için ayrı bir tecrübe, ayrı bir hikayeydi. Bence hayatta ki kontrastlar her şeyi daha değerli kılar. Bu yüzden müziğin ve sahnenin farklı yerlerini deneyimlemek adına vokal yaparken tarz ayırt etmedim. Şüphesiz en farklı olanı da Fatih ÜREK zamanlarıydı. Kendi tarzıma çok zıt olan arabesk ve oryantal kültürünü daha iyi bir yerden gözlemleyemezdim. Bunun için kendisine ve Mert SİLİV'e teşekkürler. Güzel günler ve insanlar biriktirdim. Özellikle başta dostlarım Sidenur'a, Tolga'ya, Ceyhun, Engin ve Orhan Abilerime sonrasında tüm orkestraya buradan selam olsun.

Enyy Dergi: Marmaris'te Queen Stage dışında sahne aldığınız bir yer var mı?

Serkan Oktay: Hem oyunculuk hem sahne hayatı aynı anda çok yoğun olmama sebep olduğundan sahne alacağım yerler konusunda seçici davranıyorum. Queen Stage bana göre bölgedeki en kaliteli mekân. Sahibi Ferhat KISA ile yakın zamanda güzel bir dostluk kurduk ve oradayken kendimi evimde hissediyorum. Bu benim için önemli bir kriter. Dolayısıyla Marmaris içinde başka yerde sahne almayı düşünmüyorum.

Enyy Dergi: Bu kadar yoğun bir tempo da olmak sizi yoruyor olmalı. Dinlenmek için neler yapıyorsunuz?

Serkan Oktay: Sürekli hareket halinde olmak benim hayatımın bir parçası. Öyle ki boş vaktim olduğunda kendimi kötü hissediyor, bana kalan zamanları kickbox, tenis, basketbol gibi aktivitelerle dolduruyorum. Yine de herkes gibi benim de dinlenmeye ihtiyacım oluyor. Böyle zamanlarda; zaten gece hayatının içinde çalıştığımdan, kabuğuma çekilip daha bireysel ve sakin zamanlar geçirmeye çalışıyorum. Sandalla açılıp balık tutmak, birkaç arkadaşımla telefonları kapatıp kampa gitmek, motoruma atlayıp, kulaklığımı takıp, gideceğim yeri planlamadan uzun uzun yol sürmek, bazen de telefonumu sessize alıp kimseye haber vermeden ve yalnız olabileceğim deniz kenarı bir yerde hiç bir şey yapmadan durmak beni dinlendiren şeylerdir. Bu arada iyi de bir gamer'ım. Dota 2 oynayanlar eklesin.

Enyy Dergi: Marmaris dinleyicisi ve İstanbul dinleyicisi arasındaki farkı nelerdir?


Serkan Oktay: Hiç üzerine düşünüp bu tip sosyolojik değerlendirmeler yapmadım. Benim için, semt, şehir, ülke fark etmeksizin beraber şarkılar söyleyip eğlenebildiğimiz herkes birdir. Hatta varsa başka gezegenler de bu şartlara uyacak yaşam formları, onlar da buyursunlar.


Enyy Dergi: Balık burcu olduğunuzu biliyoruz taşıdınız en belirgin özelliği nedir?

Serkan Oktay: Balık burcu duygusaldır denir. Evet, öyleyim. Ancak benim duygusallığım kendi içimdedir. Duygularımı dışarıya pek yansıtmam. Aksine çoğu zaman sert, soğuk kanlı ve keskin davranırım. Merhametli, adaletli ve vicdanlı olmak karakterim gereği istesem de bırakamayacağım şeylerdir. İnsanlara karşı samimi ve sıcakkanlı davransam da her zaman arada ki mesafeyi, saydam duvarları hissettiririm. Hem çok yakın hem her an dönüp gidecekmişim gibi. Bu da balığın dengesizliğinden sanırım.

Enyy Dergi: Taşıdığınız bir uğurunuz var mı?

Serkan Oktay: Annemi uzun zaman önce kaybettim. Ondan kalan ismi yazılı bir kolyem vardı beni koruduğuna inandığım ve hep taşıdığım. Çalındığında üzülmüştüm. Sonradan maddenin değil mananın önemini kavradım. Kolyesi olmasa da başta annemin, sonra beni seven herkesin iyi dilekleri en büyük uğurum.

Röportaj : Aleyna Eylül Genç