DESTAN DİZİSİNİN KARİZMATİK OYUNCUSU



ONUR YENİDÜNYA

Sanat dünyasında hem oyunculuk kabiliyetiyle hem de güçlü kalemiyle adından çokça söz ettiren Onur Yenidünya ile Enyy Dergisi okuyucuları için samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

Röportaj gerçekleştirirken kendisinin sıcak kanlılığına, içtenliğine, mütevazi kişiliğine daha yakından tanık olma fırsatı da yakaladık.

Onur Yenidünya ile sanata dair…


Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Merhabalar,

Ben Onur Yenidünya, Bursa doğumluyum üç erkek kardeşin ikincisiyim. Ağabeyim ve kardeşimin arasında kalmakla yani arada sıkışmışlıkla büyüyüverdim. Lise bitene kadar Bursa’da yaşadım sonrasında 5 yıl İzmir ve nihayet uzunca bir zamandır içerisinde yaşarken bile özlem duyduğum İstanbul. İktisat fakültesi kamu yönetimi okudum fakat matematiğe dair bildiğim ne varsa tamamı sahne matematiği, çünkü neredeyse hayatım sahne.


Oyunculuğa başlama hikayeniz nedir?


Daha ilkokul da sahneye çıkmaya başladım o zamanlar sahne tozunu fazlasıyla yutmuş olmalıyım ki sonunda tepeden tırnağa o toza bulandım. Enerjim iyiydi, ailem eğlenceliydi, çocukluğum Devekuşu Kabaresi, Nejat Babanın ( Uygur ) oyunları, gazino ve tavernalarda geçti. Babam ve dayım teyzemler bize misafir geldiğinde bizi eğlendirmek için bazen olur olmaz taklitler yaparlardı. Babam çocuk sevmeyi bilmese de arkadaşlarıyla eğlenmeyi eğlendirmeyi severdi. Müzik eğitimleri, dil kursları ne varsa imkanları seferber ederdi. Tabii o zamanlar ben umursamaz kaçar, dayatılmış eğitimden uzak dururdum. Hata yaptığımı yıllar geçince fark ettim çünkü o kaçtığım eğitimleri almak için para harcamak zorunda olan bendim. Yazma yönüm hep vardı fakat oyunculuk aklımda değildi. Asıl başlama amacım ya da suyun akacağı yeri bulması, yaşadığım bir ilişki sonucunda oldu. Oyunculuğu, sanatı çok seviyordum fakat popüler olayım hırsım hiç olmadı. İsim vermek istemiyorum çünkü herkes kendine yeni hayatlar kurdu ve kimsenin kimse özeline yıllar sonra ihanet edip adını magazine düşürmeye hakkı yok. Tanınan bir kadınla Türkiye’nin tescilli güzellerinden biriyle beraberdim. Best Model’a katılmam için teklifte bulundu, derece sözü verdi fakat ben kabul etmedim. Modelliğin değil ama oyunculuğun beni mutlu edeceğini düşünerek eğitimler almaya başladım. Modellikten oyunculuğa geçmek elbet daha kolaydı fakat benim niyetim sadece sahne üzerinde olmaktı. Sahnede iyi işler yaptım ama kazın ayağı öyle değildi. Tiyatro karın doyurmuyordu ve benim ayaklarımın üzerinde durmam gerekiyordu. Böylelikle yavaş yavaş tiyatro yanına dizi ve sinema da dahil olarak oyunculuk maceram başladı.


En sevdiğiniz proje hangisiydi?

Benim için her yeni başlayan proje en sevdiğim proje oluyor. Dev kadrolarla gerek sahne üzerinde gerek kamera karşısında yer aldım. Hep bir şeyler öğrendim, güzel dostluklar kurdum. Karavanda ya da kuliste birlikte oturduğum meslektaşlarıma usta gözüyle baktım, gözlemledim, kendi yolumu ve metodumu bulmaya çalıştım. “Tamam da hadi bize bir proje söyle” derseniz, gerçekten çok övgü aldığım bir tanesi var ki paha biçilemez bir değerdi, Bütün tiyatro sanatçıları gibi benim de değerli hocam Yıldız Kenter ’in takdirini kazanmama sebep olan ‘’ Guguk Kuşu ‘’ oyunuydu. O oyunda Kerem Alışık ödül almamı beklediğini, Nedim Saban yeni bir yetenek keşfetmiş olduğunun mutluluğunu, Rengin Uz bu isme dikkat edin diyerek adımın altını çizdiğini ve daha niceleri güzel teveccühleriyle beni onore etmişlerdir. Televizyon dizisi olarak da Gülse Birsel ’in kaleme aldığı Altan Erkekli, Olgun Şimşek, Beyazıt Öztürk gibi isimlerin yer aldığı Yalan Dünya setinde dört sezon geçirmem bana mesleğimde ustalaşmış ve örnek aldığım birçok insanla çalışma olanağı sağlamıştı.


Dönem dizisi oyunculuğu ve dönem işleri hakkında ne söylersiniz?


Yıl olarak 2010 falan olması lazım Mazi kalbimde Yaradır dizisine dahil olmuştum. Tarihi bir dizi değil yakın dönemi yetmiş seksen o yılları anlatan bir dönem işiydi. Maalesef ben dahil olduktan üç, beş bölüm sonra dizi yayından kalktı. Projede kısa bir süre de bulunsam İspanyol paça pantolon, dar kesim gömlekler, o havayı solumak o günlere gitmek ve o dönemde yaşayan bir genç olmak benim için çok eğlenceliydi. Daha eski tarih dönem işlerinde ilk defa Destan’la yer aldım. Aynı şekilde o atmosferde olmak, o dönemin bilincinde oyunculuk sergilemek çok güzel bir tecrübe. Güzelliği yanında dönemi yaşamak ve yaşatmak konusu da bir o kadar zor. Neyse ki bu konuda çok iyi bir ekiple çalışıyoruz. En başta bu işin mimarı Mehmet BOZDAĞ Bey bu konuda çok titiz. Onun bu titiz tavrı Türkiye de dönem işlerinin çitasını hayli yükseltti. İzleyici kaliteli yapım izliyor. Yönetmenlerimiz Mehmet Bey ile aynı titizlikte her bölümü sinema filmi çekiyormuşçasına ele alıyor, sanat yönetmenimiz Reza Hemmatirad bizi atmosfere sokmakta çok güzel bir iş çıkarttı, gerçekten takdire şayan. İşin bu kadar güzel olması hepimizi mutlu ediyor ama sanıyorum ki bu durumdan en çok mutlu olanlar, camiada Orti’ler olarak tanınan iki güzel isim senaristlerimiz Ayşe Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem. Ve bir kahraman daha var tabii o da beresinin altında saklanıyor:) Bereli Adam’a da saygı ve sevgilerimi gönderiyorum:)


Biraz gizem yaratıyorsunuz özel bir nedeni var mı?.


Gizem yaratmak değil de, böylesi büyük işlerde birçok gizli kahraman bulunur. DESTAN her bir oyuncu arkadaşım, reji ekibi, prodüksiyon, aksiyon ekibi vs bütün ekibin canhıraş çalışarak böylesi zor bir işin en iyi şekilde izleyiciyle buluşması için ellerinden gelenin fazlasını yapması sonucu yazıldı. Projede meslektaşlarım Ebru Şahin, Selim Bayraktar, Edip Tepeli başta olmak üzere bütün arkadaşlarım gayretlerini sonuna kadar sarf ediyorlar. Benim projede görünürlüğüm az fakat Akkız ‘ın babası olan Evren Alp öyle bir karakter ki projenin bütünlüğünü sağlayan mihenk taşı gibi. Akkız’ın bütün sırrı bu karakterde gizli fakat konu akışı itibariyle bu tarafına temas edilir mi edilmez mi bilemeyeceğim.



Ben izlediğimde sizi Ned Stark olarak gördüm. Acaba benden başka benzetenler oldu mu?

Game of Thrones dünya gündeminde yer alan bir iş ve birçok insan tarafından izlendiği için onu kopya etmek çok doğru olmazdı açıkçası. Öyle bir durum söz konusu değil. Senaryo akışı ve olayların gelişmesi için benzer kaderi paylaşıyorlar evet. Benzetenler de oldu fakat dediğim gibi kopya bir iş olmadığı için bu durum rahatsız etmedi aksine Ned Stark ile aynı kaderi paylaşıyor olmak memnun dahi etti diyebilirim:)


Hayatımda gördüğüm en güzel ölüm diyebilirim:)

Teşekkür ederim:)


Ölümü izledikten sonra sizi tekrar göremeyeceğiz diye düşünerek üzülmüştüm fakat ara ara Akkız’ın hayalleriyle girmeniz bizi sevindirdi. Ama yine de keşke Evren Alp’i biraz daha fazla izleme şansımız olsaydı.

Dönem işi size çok yakıştı bunu hepimiz gördük, peki siz karaktere kolay uyum sağlayabildiniz mi?


Evren Alp benim içimde de büyük bir karakter olmayı başardı ve kocaman bir hikayeye dönüştü. Başından beri karakteri çok seviyorum. Derdi olan bir çocuğun babası Evren Alp. Aslında trajik olayların gelişmesi sonucu bir dava ile dertlendi Akkız. Bu sebeple drama örgüsünde büyük bir figür olan karakterimin izleyici tarafından sevilmesi ve desteklenmesi çok önemliydi. İlk bölümde kızıyla olan ve insanın içinde bahar havası estiren baba kız ilişkisi, hanına sadık ve cesur bir alp oluşu, bütün Dağ obasında herkes tarafından sevilen bir adam olması senaristlerimiz tarafından incelikle Evren Alp’e yüklenmişti. Bunların bilincinde ve ağırlığıyla hazırlandım. Hazırlanma ve içselleştirme sürecinde mutlaka zorlanmışımdır fakat uyum sağlama konusunda karakterle bir uyumsuzluk yaşadığım hissiyatına ve yabancılaşmaya düşmedim. Bunda tabii ki rol arkadaşlarımın büyük etkisi var ve Akkız’ın küçüklüğünü oynayan Bahar Sare Vural ile hazırlık aşamasında güzel bir uyum sağladığımızı düşünüyorum. Umarım izleyicilerde benimle aynı fikirdedir.


Kendi adıma ekrana çok güzel yansıdığını gördüm.


Teşekkür ederim. Evren Alp ya da başka bir karakter olsa da olmasa da Destan çok emek harcanan bir prodüksiyon... İzleyiciler bu projede nasıl bir gayret, nasıl bir emek olduğunu bilseler, inanın her bölümden sonra evlerinde ayağa kalkıp alkış tutarlar. Herkesin eline ayağına emeğine yüreğine sağlık, ayaklarına taş değmesin. Dönem işleri yorucu ve zor, biz işimizi çok sevdiğimiz için o yorgunluk bile keyifli geliyor. İnşaAllah çok uzun süre herkes emeğinin karşılığını fazlasıyla alır.


Umarım. Peki bize Yenidünya tiyatrosundan biraz bahseder misiniz?


Yenidünya tiyatrosu bıçak sırtı işlerin, başkalarının dokunmaktan imtina ettiği sıkıntıların yüklenicisi olarak faaliyet gösteriyor. Maalesef en verimli dönemimiz pandemiye denk geldi ve insanlar Yenidünya tiyatrosunu tanımaktan biraz uzak kaldı. Ben bir sanatçının çağın ve yaşadığı toplumun gerçek sıkıntılarıyla ilgilenmesi, dertlenmesi görüşündeyim. Bu sebeple yedi oyun yazdım beşi sahnelendi. İki oyunum kitaplaştı. Biri Fatih Grand Turco Ebû’l Feth diğeri de Esenler belediyesi tarafından kitaplaştırılan ve hediye olarak dağıtılan Şeyh Edebali. Bunlar bu günlere ışık tutacak tarihi oyunlar fakat bunların yanında sahnelere taşıdığımız, yaşadığımız dönemim sıkıntılarını anlatan, sosyal sorumluluk projesi kapsamında sahnelediğimiz maddeyle mücadeleyi konu alan ‘’ Beni Affet Anne ve Hayata Gülümse ‘’ adlı oyunlarımız, Tekirdağ dan Hakkari’ye yüz bin üzerinde insanla temasta bulundu. Bu sezon Ağrı, Hakkari, Şırnak taraflarında doğu turnesine çıkan ‘’ Hayata Gülümse ‘’ oyunumuz, izleyenler tarafından büyük beğeniler topladı. Ve son oyunum İnsan hakları hak ihlallerini anlatan ‘’ Bir Ruh ‘’ Şimdilerde ise sahnelere taşımak üzere olduğumuz ve hazırlıkları son aşamaya gelinen üçlü kuşak çatışmasını anlattığımız ‘’ Babam X Ben Y Oğlum Z’’ tek perde komedi oyunumuz var. Aslında traji komik bir hikaye ve öyle tahmin ediyorum ki, binlerce insana ulaşan ‘’ Beni Affet Anne ‘’ oyunu kadar ilgi görecek.


Bir Ruh tiyatro oyunu hakkında bize biraz bilgi verir misiniz?


Bir Ruh; Yazarken, okurken, prova alırken, sahnedeyken beni ağlatan bir oyun. 21. Yy da çocuk hak ihlalleri, kadın hak ihlalleri, İnsan hakları hak ihlallerini anlattığımız bir oyun. Oyunda seksen dakika boyunca tek bacakla ve koltuk değneğiyle sahnedeyim. Türkiye de ilk defa işlenen bir temayla oyun mezarlıkta geçiyor. Kudüs’te bir mezarlık! Eşini çocuğunu arkadaşlarını akrabalarını ölüme uğurlamış bir adam ( Hanzala ) nın mezarlıkta onların yanında geçirdiği bir geceyi anlatıyor. Eşi Zeynep’de hayalet olarak seyirciyle buluşup kadınların bam teline dokunacak tiradlarla Hanzala’ya eşlik ediyor. Oyunda Sultan AbdülAziz bestelerine yer verdim ve çok da yakıştı. Oyun metni o kadar güzel çıktı, kelimeler kağıda öylesine güzel döküldü ki pandemiden dolayı çok oynayamasak da oynanan birkaç oyunda, oyunu Kudüs önyargısıyla izleyen herkes dakikalarca göz yaşları içerisinde ayakta alkışlayarak teveccüh gösterdi. Sosyalist arkadaşlarım da mütedeyyin arkadaşlarımda oyun için methiyeler düzerek bizleri motive ettiler. Umarım bundan sonra çok daha fazla izleyiciye kavuşur.



Gerçekten izlemek istediğim oyunlar arasında. Umarım sahnelemeye devam edersiniz ben de gelip izlerim.

Klişe bir soru olacak ama Tiyatro oyunculuğu mu dizi oyunculuğu mu?


Mazi Kalbimde Yaradır, Kuzey Güney, Yalan Dünya ve son olarak Destan gibi dizi setlerinde bulundum. Birkaç sinema filmi falan, arada bir televizyona ara verdiğim dönemler oldu fakat tiyatroyu hiç bırakmadım. Dizi, sinema oyunculuğunun zorlukları başka, tiyatro oyunculuğunun zorlukları bambaşka. Ben tiyatro sahnesinde evimde gibi rahatım fakat bu öyle birden olan, aniden olacak olan bir şey değil. Tiyatro oyunculuğu kamera oyunculuğundan çok daha fazla disiplin gerektiriyor. Her gün sahneye çıkacakmış gibi egzersizlerinizi yapmanız ve kendinizi dinç tutmanız bu işin olmazsa olmazı. Bir işte ustalaşmak için o işe çok fazla mesai harcamanız ve en az o işte üç bin saat geçirmeniz gerekiyor. Ve dışarıdan kolay gibi gözükse de zor bir iş. Tabii işini artık yapabildiğin donanımdaysan, yeterli mesaiyi harcadıysan ve ne yaptığını biliyorsan her işte olduğu gibi o da yapabilene kolay gelecektir. Kamera oyunculuğunun çalışma koşulları bazen çok zorlayabiliyor... Soğuk hava, yağmur, kar, çamur gerçekten şartlar ağırlaşabiliyor o sebeple ben sete gittiğim zaman bütün emekçi arkadaşlarıma ( set ekibi - oyuncu ) güler yüz tatlı dil gösteremezsem vicdani rahatsızlık hissediyorum.

Kamera ya da tiyatro sahnesi, ikisinin oyunculuğunu kıyaslamak istemiyorum ikisinin de zorlukları var. Onu yapan bunu yapamaz diye bir şey yok. Disiplinli bir çalışmayla kamera oyuncusu müzikal bir oyunda dahi yerini alabilir. Severseniz ve çok çalışırsanız her şey mümkün.






Oyuncu olmak isteyenlere tavsiye vermeniz gerekirse ne söylemek istersiniz?


Öncelikle kendilerini çok iyi yetiştirmeliler... Dünyaya farklı ve daha detaylı bakmayı öğrenmeli, çok okumalı ve iyi bir eğitim aldıktan sonra düzgün bir ajans ya da iyi bir menajerle yollarını şekillendirmeliler. Bu noktada çalışacakları şirket çok önemli çünkü internette orada burada ajans adı altında “ Bilmem ne projesine uygun görüldünüz, ajansımıza gelmeniz fotoğraf ve tanıtımınızı almamız gerekiyor” diyerek insanların fotoğrafını çekip paralarını alan ve bunu sektör haline getirmiş kötü niyetli insanlar var. Gerekli donanımı kazandıktan sonra kendisi bir ajans ya da menajer araştırıp yoluna devam etsin. Önce eğitim:) Ve bende bu vesileyle yol arkadaşım menajerim sevgili Güray Hocaoğulları’na teşekkür ederim.



Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?


Sorduğun sorularda konuları fazlasıyla açarak okuyuculara ve sana yardımcı olmaya çalıştım. Kafanı şişirdiysem kusura bakma. Enyy Dergisi’yle ve bütün ekiple böyle bir sohbette bulunmak benim için çok keyifliydi. Sürçülisan ettiysem affola…


Onur Yenidünya