DENİZ 5. BÖLÜM GEL


Bir haftadır Patron'un evindeydim. Yaşadığımız sevişme seansları hariç ortak yaptığımız hiç bir şey yoktu. O uyurken yine kapı çalındı. Kapıcıdan başkası olamayacağı için kapıyı açtım. Kapıcı kadın bu sefer eve girmişti. "Temizlik günüydü de" dedi. Bir şey söylemedim. Ben oturma odasında asla ne konuştuklarını dinlemediğim televizyon programına bakarken o camları silmeye başlamıştı. Onu izlemek televizyondan daha keyifli geldiği için ona yöneldim. Ellili yaşlarda olduğu fiziğinden değil yüzünden belli oluyordu. Boyu on beş yaşlarında bir çocukla aynıydı. Beyaz tenliydi.Kemerli bir burnu, yüzüne göre küçücük kalan gözleri vardı. Minik elleri bezi ustaca sıkıyordu. Bu işi uzun zamandır yaptığı camı kısa sürede temizlemesinden belliydi. O temizliğe devam ederken kendime kahve yapmaya gittim. Ona da kendime de yaptığım iki fincan kahveyle salona geri döndüm. İkinci camı bitirmiş bezleri topluyordu. Kahveyi gösterdim. Mahcup bir ifadeyle "neden zahmet ettiniz?" diye sordu. Kendime yaparken ona da yaptığımı söyledim. Beraber ikili koltuğa yöneldik. O bir ucuna ben diğer ucuna oturdum. İkimizde konuşmuyorduk. Ama birimizin konuşması gerektiği belliydi. Ne zamandır apartmanda çalıştığını sordum. "Yirmi yıl vardır" dedi. Bana çok duygulu bakıyordu. "Ne kadar güzelsin kızım" dedi. Kızım kelimesi içimi ısıttı. "Allah kader güzelliği versin tabi" diye devam etti. Benim ne olduğumu veya ne olacağımı biliyordu. Yine rahatsız bir sessizlik sardı salonu. Bu sefer konuşan o oldu. "Kızım buraya senin gibi bir sürü kız geldi gitti. Hatta bir tanesi dövülüp hastanenin önüne bırakılmışta doktorlar kurtaramamıştı. O da senin gibi güzel çok genç bir kızdı.Başka çaren yok mu kızım" diye sordu. Gözlerim dolmuştu hayır anlamda başımı salladım. Onun kızı olup olmadığını sordum. "Var" dedi gururla. "Bu yıl doktor çıktı." Dolu gözlerim yağmaya başlamıştı. Belki bende doktor olacaktım. İnsan anatomisini bir adamın altında değilde kitaplardan öğrenecektim. Aileme ilk kez lanet ettim. "Ağlama kızım" diyerek buğulanmış gözlerini sakladı benden. "Belli sen mecbur kalmışsın. Kızım ben anasız babasız büyüdüm. Amcamın karısı üç öğün döverdi beni. Yemek vermezdi. Onun çocuklarından arta kalanı yer, eksilerini giyerdim. Hep beraber eziyet ederlerdi bana. Ağabeyim şehirde inşaatta çalışır onlara benim için para gönderirdi ama bana zırnık vermezlerdi. On altıma yeni girmiştim. Kaçtım evden. Daha ev görünüyordu ki vazgeçtim. Başıma dayaktan, açlıktan daha fazla şeyler gelir diye korktum. Bir ay sonra görücü geldi. Bana sormadılar sorsalar da cevabım evet olacaktı zaten. Evlendiğim sene hamile kaldım. Kocam iyiydi ama kaba bir adamdı. Öyle kadın erkek ayırmaz diyeceğini orta yerde diyiverirdi. Allah rahmet eylesin öleli iki yıl oldu" Başın sağ olsun dedim. "Diyeceğim o ki Allah'tan umut kesilmez" sonra kalkıp işlerine devam etti. Umut vardı içimde. Para kazanma umudu, üniversiteye gitme umudu, daha iyi olma umudu. Evet iyi olacağım bir konu vardı. Onun için bile çok çalışmam gerekiyordu. Öğretmenim kalkmış odanın kapısından bana " gel" diyordu.