DENİZ 13. BÖLÜM ADALET

Güncelleme tarihi: 29 Oca 2021


Ne kadar örselenirsen örselen, ruhun darmadağın da olsa her meslekte olduğu gibi birimde bunu dışarı yansıtma lüksümüz yoktu. Hazırlandım gece için. Taksi çağırdım mekana gittim. Bana ev sponsoru olan adam sabah erken çıkmıştı belli ki gece için başka planları vardı. Mekandan içeri girince her şeyin bir önceki akşam gibi olduğunu gördüm. Sahnede sesi ortalamanın altında bir kadın müşterilere yaranmaya çalışıyordu. Abartılı tiz seslere çıkıp nefesi yetmeyince araya sazın girmesine izin veriyordu. Sarışın filozof çoktan bir masayı kahkahalara boğmaya başlamıştı. İnce, uzun, siyah saçlı başka bir kadın bekleme masasındaydı. Bende yanına iliştim. Bu masada kimse birbiriyle konuşmak zorunda değildi. Zaten konuşacak pekte bir şey yoktu. Neyi anlatacaktık bizi beceren adamları mı bayatlamış masa muhabbetlerini mi? Yine garson bana bakışlarıyla arkada bir masayı işaret etti. Onunla artık sözsüz anlaşıyorduk. Buraya geleli bir sene olmuştu. Zaman nasıl geçti hiç bilmiyordum. Bu bir senede on beş dövmem daha olmuştu.

Garsonun gösterdiği masaya yöneldim. İki genç adam oturuyordu. Birinin arkası bana dönüktü ama yaydığı enerji içimi sıkıyordu. Masadan bir sandalye çektim ve yüzüme yayılan gülümsemeyle masaya oturdum. Arkası bana dönük adamla yüz yüze gelince gülümsemem yüzümde dondu. Mehmet’ti karşımda ki. Beni görünce o da çok şaşırmıştı ama belli ki tanıdık olduğumuzu, akraba olduğumuzu,hatta beni bu yola iten olduğunu açıklamayacaktı diğer adama. Yine gülümsemeye çalıştım. Mehmet’in gözleri bulanıklaşmıştı. İnansam ona hüzünlendiğini düşünecektim. Bu karşılaşmayı böyle beklemiyordum ya da planlamıyordum. Ben zengin olacaktım. Özel arabama binip mahalleme gidecektim. Sonra bana sırtını dönen herkesi satın alacaktım. Çünkü onlar para ile satın alınabilinecek kadar şerefsiz benden daha namussuzdu. Ama kader yine parmak atmıştı bana. Bakışlarımı arkadaşına çevirdim. Mehmet’in mezun oluşunu kutlamak için gelmişler buraya. Bir gerizekalı için gerçekten kutlanılabilinecek bir durumdu. Benim mezun olma hayallerimi bırak bir aile evinde yaşama hayallerimi de almıştı elimden. İçimde kesif bir nefret ve büyük bir tiksinme vardı. Onları eğlendirmek için uğraşmadım. O kadar aptallarda ki bir şey yapmama gerek yoktu. Mehmet değişmiş miydi? Sanki durgunlaşmıştı. E baba parası giyemeyecekti artık. Çalışmak zorunda kalacaktı. Gece biterken Mehmet gecenin devamını benimle geçirmek için bir miktar para koydu masaya. Arkadaşının seni gidi seni tarzı nidalarıyla kalktık masadan. Tabi ki onunla bir otele gitmeyecektim. Kendi evime de götüremezdim. Patronun ofisinde ki odaya yönlendirdim onu. İçeride kimsenin olmaması iyi bir şanstı. O yatağın yanında ki koltuğa ben yatağa oturdum. Ne bakıyorsun bön bön yapmadığın şey mi yap hadi yapacağını dedim ağlamaya başladı. Çocuk gibi ağlıyordu. Afallamıştım. Ama acıyacak durumda da değildim. Kes sesini niye ağlıyorsun ? Görende seni kuzeni tarafından tecavüz edilip buralara düşmüş sanacak diye üsteledim. Geldi önümde diz çöktü özür diliyordu. Üst üste özürler diliyordu. Elimle dizlerimi tutan ellerini ittim. Dengede duramadı totosu üstüne yere düştü. Şimdi yeri döverek hıçkırıyordu. Anlamıyordum Mehmet pişman olacak biri değildi başka bir hal vardı. Aileme mi bir şey olmuştu? Gönderdiğim şöför herkes iyi diye haber getirmişti e neydi o zaman? Yatağa yatmasını emrettim başını olumsuz anlamda sallayıp koltuğa geri oturdu. Artık sabrım kalmamıştı ki yine özür dilemeye başladı ayağa kalktım önünde durdum başını kaldırıp bana baktı olanca kuvvetimle suratına bir tokat attım. Boş bulunduğundan dişi dudağını kesmiş ince bir kan çenesine doğru süzülmeye başlamıştı. Sanki yanağını okşamışım gibi gülümsedi. Buna ihtiyacı olduğunu da ekledi. Bana bak aptal mısın? diye sorduğumda evet anlamında başını salladı. Elinin tersiyle dudağından sızan kanı sildi. Kana baktı tekrar güldü. Ne o benim kızlık kanıma mı benzettin diye sorduğumda dolu gözlerini yine bana çevirdi. Tekrar özür diliyordu. Artık sabrım tükendi defol! Diye bağı dış kımıldamadı. Şimdi sinirden ben gülüyordum. Bir şey söyleyecek gibi oldu ağzını açıp kapattı. Sonunda “ölüyorum” dedi. Geber dedim direk. Ben ciddiyim kanserim dedi. Hiç üzülmemiştim. O şanslı gün belli mi diye sordum. Çok az olduğunu söyledi. Ne güzel bir haberdi bu. İlahi adalet dedim kendi kendime. O da duymuş olacak ki başını olumlu anlamda salladı. Onu affetmemi istediğini dike getirdi asla dedim. İnşallah hemen ölmez acılar içinde kıvranırsın dedim. Sonra aklıma bir şey geldi seni affedebilirim aslında deyince gözleri pırıldadı. Kendi ailene ve benim aileme benim haklı olduğumu söyleyeceksin dedim. Yapamayacağını söyledi. O halde seni affetmem imkansız dedim. Başka bir insan genç yaşında kansere yakalansa içim yanardı ama bu benim içime su serpiyordu. Git dedim. Omuzlarını düşürüp odadan çıktı.