DENİZ 9. BÖLÜM FİLOZOF ESKORT


Bu gece beni bekleyen özel müşterim yoktu. Mekanda beni masasına davet edecek birilerini bekliyordum. Benimle bekleyen sonradan kadın olduğu erkeksi duruşundan belli olan bir kadında vardı. Hangimiz daha kadındık tartışılırdı. İkimizde elimize tutuşturulan içkilerimizi içiyorduk. Kadın uzun sarı saçlarını havalı bir şekilde geri atıyordu sürekli. Kırmızı ojeli uzun tırnakları ile şarkıya ritmi tutuyor zaman zamanda etli dolgun dudaklarıyla şarkıya eşlik ediyordu. Sanırım bir tek burnu geçmişten beri varlığını koruyordu. Kırık burunlara özel çıkıntı, aşağıya meyilli ucuyla oldukça tuhaf duruyordu yüzünde. Müzisyenler ara verince ortama bırakılan kaldık desen değil ne idüğü belirsiz bir gıcırtı başladı. Müzik olamayacak kadar gıcırdıyordu ses. Kadın bana kaydırdı bakışlarını. Birbirimizi süzdük bir süre sonra herhangi bir şeyden bahsediyormuş gibi “eğer bu işi yapmakta kararlıysan kadınlarla da yatmaya alışman lazım” dedi. Gülümsedim. Eh tabi senin için sorun olmuyordur dedim. “Herşeye kalkan bir organı taşımak gururuma ağır geldi bende kestirdim” dedi ciddiyetle. “Eğer nefsin canlı her varlığı istiyorsa nefesini keseceksin” diye uzattı cümlesini. Diyecek bir kelime bulamadım. İlk söylediğine geri geldim. Kadınla yatmak yani karın Kadına yatmak Nasıl zevk verebilir ki diye sordum? “Sevişmek sevmekten gelir. Eğer sevmeyi bilmiyorsan sevişemezsin. Senin benim yaptığımız karşılıklı kullanmak,kullanılmak ilişkisi. Kadınlar ise his ister hissetmek ister. Ada’m kadını ne kadar severse sevsin zevkin doruğuna göre tavırları değişir. Boğazını sıkar, şaplak atar, şamar atar. Umurunda değildir yani. Ama Kadın’la bir uyum yakalayabilirsin diye düşünüyorum” dedi. Eskortun filozofuna denk gelmiştim. Ama o kadar haklıydı ki. Garson yanıma gelip başıyla bir masa gösterdi. Zahmet edip kelimeleri kullanmak zor gelmişti. Bende kalktım masaya doğru gittim. Kırsal yerden geldiği her halinden belli olan orta yaşta bir adamla şehirde yaşadığını gösterircesine sahte centilmenlik gösteren daha olgun biri daha vardı masada. Çekilen sandalyeye oturdum. Şehirli olanı ticaretle uğraşıyormuş. İşleri çok iyiymiş. Emmioğlu da onu ziyarete gelmiş felekten bir gece çalmak istemişler. Bu konuşma sürecinde köy ve ticaret hayatıyla ilgili geniş bir bilgiye sahip oldum. Adamların niyeti konuyu yatağa taşımak değildi. İki şişe açtırmışlardı şerefime. Bu yeterliydi. Konuştular, konuştum, konuştuk. Artık gitmeleri gerektiğini söyleyerek kalktılar. Ahbaplarıymışım gibi vedalaştılar benimle. Kirlenmeyince insan kirlenmiyordu işte. Mayası doğru olan her türlü doğru kalkıyordu masadan. Yine bekleme masama döndüm. Sarışın abla yoktu. Mekandadır göremedim. Belli ki geceyi başka bir yerde tamamlayacaktı. Yine aynı garson görüş alanıma girdi. Bu kez konuşmaya karar vermişti. “Patron çağırıyor” dedi. Kalktım odasına gittim. Masasının arkasında değil masanın önünde ki iki kişilik deri koltuktaydı. Ayağını dizinin üstüne atmış, kollarını koltuğun üzerine atmış dalgın dalgın yere bakıyordu. Beni farkedince sadece bakışları hareket etti ve yüzüme sabitlendi. Kafasıyla yanını işaret etti. Oturdum. Eliyle ucu gösterdi kendinden biraz daha uzaklaşarak kanepenin ucuna oturdum. Ayağını indirdi ve dizime yattı. Neydi bu şimdi? Hiçbir şey yapmadan öylece oturdum. Elimi aldı kafasına koydu. Saçlarıyla oynamamı istiyordu. Mekanik bir şekilde dediğini yaptım. Saçları İpek gibiydi? Dur bir dakika hani ben ona dokunamazdım? Ne alakaydı şimdi? Aman dedim Deniz. Seni satıyor olması senden sevgi istemesine engel değil demek ki? Düşüncemden ben bile tiksindim. Elim başında öylece durdum. Derin bir iç çekiş geldi kulağıma. Uyumuştu.