AŞK MI ? SEVGİ Mİ ?

ROMANTİK İLİŞKİLERDE AŞK

İlişki danışmanlığında, danışanlarımın bana yönelttiği sorular genellikle AŞK ile ilgili oluyor. İlişki bazında değerlendirirsek, aşk; bizim toplumumuzda çok önemli bir yere sahip. Günümüz insanları, aşkı anlamaya, değerlendirmeye, tanımaya ve yaşamaya çalışıyorlar.


Aşk bir o kadar da kavram karmaşası yaratıyor insanlar üzerinde. Dünya tarihine baktığımızda görüyoruz ki, birçok düşünür, filozof, sanatçı, bilim insanı, şair, yazar, ressam, aklımıza kim gelirse Aşk’ı anlamaya çalışmış. Aşk her dönemde merak edilmiş, yaşanmaya çalışılmış.


Danışanlarımdan çok duyuyorum; “Hocam ben aşık olamıyorum, kimse bana aşık olmuyor, acaba bende mi bir sorun var?” Burada kişiler aslında aşkı anlamaya ve bir bakış açısı kazanmaya çalışıyorlar. Ve tabi ki temel soru, “Ne zaman âşık oluyoruz?” Belki de aşk ile birlikte tanımlanması gereken önemli konu; zamanı, zamanlaması.



İnsanlar ne zaman aşık olur?

Bunun sadece biyolojik yönü yok, bazen insanlar hormonal sistemden kaynaklı biyolojik olarak, bazen psikolojik olarak bir insana ihtiyaç duyabilir, bazen de sosyal ortam gereklilikleri insanı aşka yönlendirebilir. İnsan daha çok kendisine yakın olan, temas halinde olduğu kişilere aşık olabiliyor. Bazen platonik aşklar yaşandığını da görebiliyoruz.


Aşk ile ilgili şunu söyleyebilirim ki, tahmin ettiğim kadarıyla sizin de tanımlamaya çalıştığınız bir kavram aşk..


Soyut bir kavram… Soyut olduğu için tanımlaması da bir o kadar zor. Şimdi bilimsel açıdan baktığımızda psikoloji dalında aşk ile ilgili yapılan çalışmalar var ve deniliyor ki; mükemmel bir ilişkinin 3 bileşeni vardır:


DUYGUSAL YAKINLIK: Bir aşkta duygusal yakınlığın olması gerekiyor. Bu da paylaşım, yakınlık geliştirmek, kimseyle paylaşamadığın, yaşayamadığın duyguları birlikte yaşayabilmek demek… Birlikte ağlayabilmek, gülebilmek, farklı heyecanları birlikte yaşayabilmek demek… Aşk bunu gerektiriyor.


TUTKU: Aşka, hormonal duygularımız yani cinsel istek ve arzularımız eşlik ediyor. Ruhumuzda yanan tutkudan, çekicilik, cinsel yakınlık istiyor ve bekliyoruz.


KARARLILIK: AŞK, insana kaygı yükleyen bir şey. Her an o aşkı kaybedebileceğine yönelik kaygı geliştirir insanlar. İşte mükemmel bir ilişkide bu kaygı yoktur. Kararlılık vardır.


İlişkinizde 1 yıl sonra ne istiyorsunuz? 10 yıl sonrası için ne düşünüyor ne istiyorsunuz? Hâlâ birlikte olmayı düşünebiliyor, düşleyebiliyor musunuz, yoksa bir yıl sonrasını göremiyor musunuz?

Eğer biz mükemmel ilişkiden bahsedeceksek, ilk beklentimiz kararlılık. Araştırmalar da gösteriyor ki aşkın belirli bir ömrü var. Burada aşktan kastım sadece o yoğun duygu değil, tüm bileşenleriyle, ilişki bazında bakıp değerlendirmeye çalışıyorum.




Aşkta güven var mı? Aşk güvenli mi yaşanır?

Ben aşkı soyut bir kavramdan olmaktan uzaklaştırıp, somutlaştırarak anlatmaya çalışacağım. Böylece her biriniz kendinize göre bir yorum katabileceksiniz.


Bana gelen danışan portföyünü ele aldığım zaman en çok sorun, ilişkilerde uzlaşmak için iletişim kurulduğu zaman oluşuyor. Çiftler kim haklı kim haksız bunun savaşı içerisine giriyor. Oysaki bir ilişkide iletişim, birbirini anlamak için kullanılması gereken bir araç. Eğer olayları haklı haksız boyutunda değerlendirirsek, orada kaçınılmaz olan bir çatışma ortamı oluşuyor. Ben seanslarımda haklı haksız aramam. Doğruları tespit ederim ve birbirimizi anlamaya çalışırız. Birçok çiftten duyduğum şey, “Hocam biz anlaşamıyoruz, biz hiç konuşamıyoruz.” oluyor. Hayır siz konuşabiliyorsunuz, siz birbirinizi anlayabiliyorsunuz ama siz birbirinize hak vermiyorsunuz. ‘’Ben bir şeyler anlatıyorum, beni anlıyor ama hak vermiyor.’’ Bunu söylemek istiyorsunuz aslında. İlişkilerde hep bir kendini ispatlama, sevdirme, kabullenilme duygusu hâkim aslına bakarsanız. Burada biraz da kendiniz ile ilişkinizi gözden geçirmelisiniz. Partnerinizi ve sizi bu ilişkide tutan olumlu önceliklerinizin neler bunlara bakmalı ve bu sebeplerden dolayı haklı haksız aramak yerine, partnerinizi onurlandırmalısınız.


Kendiniz ile ilişkinizi düzeltin... Kendiniz ile iletişimde olun... Çünkü haklı olmak adına olumsuz davranışlarınıza kendinizi inandıracak bahaneler yüklüyorsunuz. Kendinizi eleştirdiğiniz yerden eleştirilirsiniz. Çok duyuyorum, ‘’İlişkiler çok zor, ilişkiyi devam ettirmek çok zor, bağlanmak ve güvenmek çok zor, bağlanmanın ya da bağlamanın bir formülü yok mu?’’ Benden genelde bunun formülünü bekliyorlar.


Çok sık karşılaştığım ikinci soru da, “Hocam ilişkilerim hep kötü, hep kısa sürede bitiyor, bir türlü istediğim ilişkiyi bulamıyorum, hep aynı kişiler çıkıyor, ben başarılı olamayacağım.’’


Ben şimdi başarılı bir ilişkinin formülünü açıklayacağım; önce başarılı bir ilişki için, kendimiz kalarak biz diyebilmek çok önemli. Kendimiz kalacağız ama biz diyeceğiz. O zaman biz ve ben dengesinin kurulması gerekiyor. Bazı kişiler ilişki geliştirebilmek için kendinden vazgeçebiliyorlar. Bu da ilişkinin devam etmesine izin vermiyor. Sırf partneriniz sizi sevsin, değer versin diye fazla sevmeye ve olduğunuzdan farklı davranmaya başlıyorsunuz, bir süre sonra bu rol sizi sıkıyor. Ayrıca sizin değerinizi bir ilişki mi belirler yoksa siz değerinizi kendiniz mi belirlemelisiniz?


Olduğunuz gibi olmamak ve size ait olmayan sıfatları kuşanmaya çalışmak karşınızdakinin sizi çok sevmesini sağlamaz çünkü önce siz kendinizi sevmelisiniz. Zaman içinde kendiniz gibi olduğunuz ve davrandığınızda partnerinizi farklı görmeye başlayacaksınız. Uyumlu ve ahenkli olmadığınızı fark ederek onun değiştiği yönünde şikayetler edeceksiniz. Burada aslında değişen sizsiniz.


Bunun dışında beklentiler de çok önemli. Bir ilişki normal şartlarda bir kadın ve bir erkek arasında yaşanıyor. Kadının beklentileri farklı, erkeğin beklentileri farklı olduğu zaman o ilişki başarılı olmuyor. O zaman beklentilerin de ortak olması gerekiyor. beklentilerin karşılıklı olarak konuşulması lazım, bu dengeyi kurabiliyorsak, karşı tarafında kurması için ne yapmalıyız taraflardan bir tanesi şikayetçi ise bu denge kurulmamış demektir. Diğer taraf mutluysa kendi içinde dengeyi kurmuş demektir. Eğer gizli beklentiler varsa konuşulmayan, açık davranılmadığı için ilişki başarılı olamayacaktır. Bir ilişkide ilgisizlik ve sorumsuzluk varsa o ilişki yürümez.


AŞK; Bizi birlikte zaman geçirmeye yönlendirir. Birlikte zaman geçirebilmek önemli.. Aslında çiftler hep birbirini değiştirme çabasında... Asıl gerçek olan ise partnerinize saygı duymak, onu olduğu gibi kabul etmek ve kendiniz olmaktır. Uzaklık için araya giren uzun yollara gerek yok, aynı evin içinde bile uzak olabiliyor çiftler. Bu da ilişkinin yürümesine izin vermiyor.


Bir ilişkide fedakarlık olmalı mı? Gerektiğinde belki fedakarlık olabilir ama uzun sürede bu mutlu etmez. Eğer sürekli fedakar ve vericiyseniz ve sürekli “sen bilirsin.” diyorsanız bu bir süre sonra karşı tarafı da mutsuz edecektir. Paylaşabilmek, ortak sorumlulukları alabilmek, ilişkiyi ortak bir şekilde devam ettirebilmektir.


Flört ve nişanlılık dönemi ilişkinin fragmanıdır… Asıl film evlendikten sonra başlar. Çünkü fragman sürecinde sizler sevgiliydiniz, evlendikten sonra ise karı koca, eşsiniz. Size çok tatlı bir örnek vereceğim: Evlilik danışmanlığı alan bir danışanım, eşi ile ilgili şöyle bir şikâyette bulundu, “Hocam sevgililer günümü kutlamadı, hatırlamadı bile!” Cevabım ise şu oldu: “Hayır siz sevgili değilsiniz, artık o evreyi geçtiniz. Siz karı kocasınız, sizin için artık evlilik yıldönümü önemli, sevgililer günü değil. Herkesin ortak yaşadığı zamanları değil, size özel olan günleri kutlamanız lazım.”




Şimdi şunu sorabilirsiniz: “Kiminle evlenmeliyiz?”

Kimin yanında kendiniz olabiliyorsanız, kiminle ortak noktanız varsa ve anlaşıyorsanız onunla evlenin..

Aşk dediğimiz şey; heyecanlıdır, çok yoğun heyecan vardır aşkta. Ama aşk, güvensizdir. Bir insan “Ben partnerime çok aşığım ama bir o kadar da güveniyorum diyemez.” İkisi birbirine terstir. Aşk ve güven birbirine ters kavramlardır. Uzun ilişki ve evliliklerde heyecan azalıyor ama yerine güven ve sevgi gelişmeye başlıyor. O güvensizlik ortadan kalkmaya başlıyor. Güven arttıkça, aşk düşüşe geçer. Hâlâ telefon karıştırıyorsanız, aşkın devam ettiğini söyleyebiliriz. Tabi burada karşı tarafın tutumu da önemli. Güvensiz ya da şüphe verici davranışlar ortaya koyuyorsa şüphe ve kıskançlık duyulabilir.. Kıskançlığın altında yatan temel duygu kaybetme korkusudur. Bir ilişkide kaybetme korkusu varsa, karşınızdaki kişiyi kontrol etme ve kıskançlık isteği doğar. Kıskançlık olumlu bir duygu değildir. Olumlu duyguların içine olumsuzluk katmış oluyorsunuz, bu da ilişkiyi zedeliyor. Tabi bizim beklediğimiz kontrollü kıskançlık. Biz ilişkilerde başta iyi olanları seçici algılamaya başlıyoruz. Sonrasında seçici olarak kötüyü algılamaya başlıyoruz. Flört zamanında birçok kötü özelliği olsa da “aşkın gözü kördür” anlayışı devreye giriyor. Ve sadece iyi olana odaklanıyoruz. Çevremiz bizi uyarsa da kabul etmez “Hayır siz onu tanımıyorsunuz.” diyoruz lakin aradan zaman geçtikçe kötüyü algılamaya başlıyoruz ve sadece olumsuz özelliklerini saymaya, yargılamaya başlıyoruz. O zaman soruyorum; “Hiç mi iyi yönü yok?” “Evet hiç yok.” diyorlar. Diyorum ki “Nasıl olmaz? Bir düşün… Başlarda seçtiğin olumlu özellikler nelerdi?” Aslında ilişki sona gelmiş ve kötüyü algılıyor. Artık sorun değil suçlu vardır.


Konuşmak gerek… Birbirini suçlamadan birbirini yargılamadan, karşına almadan… En tehlikelisi sessiz kalmak. Sonrasında zihin okumalar başlıyor: “Kesin şunu düşündü, kesin bunu yapacak..” gibi akıl okumalar başlıyor.


İfade edilemeyen her şey, insanın içinde boşluk duygusu yaratıyor. Her gün ve her gece artmaya devam edecek olan bu boşluk, insanda tamamlanmamışlık duygusunu ateşliyor ve zaman içinde bizi çok ağır depresyonlara sürükleyebiliyor.


Aslında odak, ne yaptığınız değil ne yapmadığınız…



Kadın neye bakıyor? Erkek neye bakıyor?

Sorunlu ilişkilerde ne yapıldığına değil, ne yapılmadığına bakılıyor. Yapılan çok şey var ama gözler daha çok yapılmayana odaklanıyor. Böyle olunca taraflardan biri anlamayan ya da dırdır eden tarafa dönüşüyor. Birbirinizi anlamaya çalışın.


Özünde bir kadın ilgi ve sevgi ister.

Erkek ise takdir ve onay görmek ister.

İstekler yüreklere uğradığı zaman,

Gözler değil, özler buluştuğu zaman,

Aşk büyür, yücelir, dönüşür.

Ahenkli ve bütünlüklü aşklara kavuşmanız dileğiyle…


Accesss The Bars Facilitator

Profesyonel Uluslararası Yaşam Koçu


Işıl Arslan Yıkılmaz