APHRODİSİAS


#Aphrodisias antik kenti, Aydın ili, Karacasu ilçesi, Geyre Mahallesi’nde bulunur. Antik Karia bölgesinde yer alan bu Roma dönemi kentinin mimari ve heykeltıraşlık eserleri günümüze çok iyi korunmuş şekilde ulaşmıştır. Antik dünyanın en büyük süs havuzu ve en iyi korunmuş stadyumlarından biri buradadır. Aphrodisias, Roma döneminin en ünlü heykeltıraşlık okullarından birine ev sahipliği yapmıştır. Seyyahların ve turistlerin 18. yüzyıldan beri tanıdığı şehir, 20. yüzyılın başından itibaren bilimsel araştırmalara konu olmuştur. TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın himayesinde 1961 yılından bu yana New York Üniversitesi tarafından sürdürülen kazı çalışmalarına 1995 yılında Oxford Üniversitesi de dahil olmuştur. Aphrodisias, 9 Temmuz 2017’de UNESCO Dünya Mirası Komitesi 41. oturumunda Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmiştir.


Aphrodisias Kazılarının Önemi


Aphrodisias’ta bilimsel kazılarla ortaya çıkarılan anıtlar ve bu anıtlarla ilişkili heykel ve yazıtlar, antik kentin sosyal tarihi ve görsel kültürü hakkında birçok detayın günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Aphrodisias, Yunan ve Roma kimliği arasındaki etkileşim, imparatorluğun işleyişi, dini çatışmalar ile uzlaşmalar ve antik dönemden Orta Çağ’a geçiş gibi kapsamlı konularda çok değerli bilgiler barındırmaktadır. Şehirden elde edilen bulgular antik dünya hakkındaki anlayışımızın büyük ölçüde değişmesine neden olmuştur.


İlk Araştırmalar


Aphrodisias, Avrupalı gezginler tarafından 18. yüzyıldan beri bilinmektedir. Bu dönemde şehir duvarlarına işlenmiş zengin yazıt koleksiyonunu kayıt altına almak üzere antik kente birçok keşif gezisi düzenlenmiştir. İlki ve en önemlisi William Sherard’ın 1705 yılında yaptığı ziyarettir. Şehir ve anıtlar 1812 yılında Londra merkezli Society of Dilettanti sponsorluğunda gerçekleşen bir keşif gezisi sırasında çizilmiş ve 1840 yılında Antiquities of Ionia III adlı eserde yayınlanmıştır. 1835 yılında C.-F.M Texier önderliğinde Fransızların düzenlediği bir diğer keşif gezisinde şehirdeki bazı başlıca anıtlar kayıt altına alınmış ve bunlar Texier’in Description de l'Asie Mineure faite par ordre du Gouvernement Français, de 1833 à 1837 (Paris, 1839-49) adlı eserinin üçüncü cildinde yayınlanmıştır. Paul Gaudin ve Gustave Mendel liderliğindeki Fransız bir heyet 1904 ve 1905 yıllarında kazı çalışmaları yürütmüştür. Bu kazılarda Aphrodite Tapınağı’nda ve özellikle Hadrian Hamamı’nda iyi korunmuş birçok portre heykel gün yüzüne çıkartılmıştır. 1904 yılında gün ışığına çıkarılan buluntular alandan götürülmüş, İzmir’de ve çeşitli Avrupa kentlerinde satılmıştır. Mendel’in 1905’teki çalışmaları sırasında elde ettiği buluntular ise, Osman Hamdi Bey’in önderliğinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne getirilmiştir. 1913 yılında André Boulanger başkanlığında bir başka Fransız keşif ekibi bölgeye gelmiş olsa da çalışmalar 1. Dünya Savaşı’nın yarattığı karışıklık sebebiyle yarım kalmıştır. G. Jacopi başkanlığındaki İtalyan bir heyet 1937 yılında bölgeye gelmiş ve Palmiye Parkı’ndaki (eski ismiyle Güney Agora) Tiberius Portiko’sunda yaptığı kazılarda büyük öneme sahip maske ve girland frizlerini ortaya çıkarmıştır.

Kenan Erim


Aphrodisias’ta aralıksız olarak günümüze kadar devam eden ilk sistematik kazılar New York Üniversitesi himayesi altında, 1961 yılında başlamış ve 1990’daki vefatına dek Kenan Erim tarafından yönetilmiştir. Kentin merkezindeki anıtlara yoğunlaşan bu kazılarda dikkat çekici sonuçlara ulaşılmıştır. Başlıca kazı alanları arasında Aphrodite Tapınağı, Tiyatro, Palmiye Parkı, Meclis Binası, Bazilika ve Sebasteion bulunur. Bu kazılarda ortaya çıkarılan en önemli buluntular 1979 yılında alanda kurulan Aphrodisias Müzesi’nde sergilenmektedir.


Prof. Dr. R.R.R. Smith ve Güncel Çalışmalar


Prof. Dr. Kenan Erim’in 1990 yılındaki vefatının ardından proje başkanlığı yine Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izniyle, New York Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü himayesinde Prof. Dr. R.R.R. Smith’e devredilmiştir. Proje, 1995 yılından beri Oxford Üniversitesi işbirliği ile devam etmektedir. Oxford Üniversitesi Lincoln College Klasik Arkeoloji ve Sanat Profesörü R.R.R. Smith ve ekibi belgeleme, konservasyon, yayın ve buluntuların sergilenmesi konularına odaklanmaktadır.


1991 yılında başlayan ikinci dönem çalışmalarında ilk olarak depolarda yer alan eserlerin detaylı envanteri çıkarılmış, ihtiyaca göre hem müze hem kazı evi için yeni depolar inşa edilmiştir. Bununla eşzamanlı olarak şehrin jeofizik araştırması yapılmış, küçük sondajlarla kentsel gelişim incelenmiştir. Geç Helenistik dönemin ızgara planlı yerleşim planının sonraki dönemlerde de aynı şekilde kullanılmaya devam edildiği anlaşılmıştır. Tüm bunların yanı sıra kazı, konservasyon, restorasyon ve yayın çalışmaları aralıksız devam etmiştir. Ekip, sergileme konusuna da çok önem vermektedir. Sebasteion kabartmaları için müzeye ek bina olarak inşa edilen Sevgi Gönül Salonu 2008 yılında ziyarete açılmıştır.


2021 yılı itibariyle altı ana proje üzerinde çalışılmaktadır (1) Tetrapylon Caddesi’nin kazısı, restorasyonu, yayını ve ziyarete açılması, (2) Bazilika’nın kısmi anastylosisi ve ziyarete açılması, (3) Hadrian Hamamı’nın konservasyonu, (4) Palmiye Parkı’ndaki havuzun konservasyonu, restorasyonu, yayını ve ziyarete açılması (5) Sebasteion Tapınağı’nın kısmi anastylosisi (6) Aphrodisias Müzesi’nin avlusunda iki yeni sergi salonu inşası.



Tarihçe


Aphrodisias, Roma İmparatorluğu’nun Asya eyaletine bağlı özerk bir şehirdir. Kentin baş tanrıçası Aphrodite’ye adanan kutsal alanı ve mermer heykeltıraşlık eserleriyle ün salmıştır. Halk, Erken ve Orta Roma İmparatorluk döneminde (MS 1. ve 2. yüzyıllarda) zenginleşmiştir. Bu dönemde, antik dönem insanının bakış açısıyla büyük bir kasabayı gerçek bir şehre dönüştüren tüm mermer yapılar eksiksiz olarak inşa edilmiştir. Üçüncü yüzyılın sonlarında yeni bir Roma eyaleti olan Karia’nın başkenti ve metropolisi seçilen Aphrodisias, Geç Antik Çağ boyunca (4. - 6. yüzyıl) klasik yaşam tarzını ve dokusunu, 7. yüzyılın genel kentsel çöküşüne dek korumayı başarmıştır.



Aphrodisiaslılar tarihsel anlamda şanslı bir halktır. Mermerden görkemli bir kent ve bu kenti süsleyen çok miktarda üstün kalitede mermer heykeltıraşlık eseri yaratmışlardır. Orta Çağ ve sonrasında ana geçiş yollarından görece uzak olması bakımından da şanslı bir yerleşimdir. Bu sayede yerleşim yeri ve barındırdığı heykeller çok iyi korunabilmiştir. Aphrodisias, Roma döneminin kendine has mermer kültürü konusundaki araştırmalar için Asya eyaletinin en iyi yerleşimidir.



Antik dönem standartlarına göre Aphrodisias orta ölçekli bir kenttir (72 hektarlık bir alanda, yaklaşık 10.000 kişilik nüfus barındırmaktadır.), fakat mimari tasarım anlamında genellikle metropollerde görülen bir görkeme sahiptir. Şehirdeki anıtsal yapılar ve mermer heykeltıraşlık eserleri antik dönemin kentsel yaşamına ilişkin belirgin bir sürece işaret etmektedir. MÖ 1. yüzyıla gelindiğinde Akdeniz genelinde Roma Devrimi nedeniyle yaşanan uluslararası siyasi çalkantıların ardından şehrin dış dünya ile ilişkilerinin zayıf kaldığı söylenebilir. Bugün elimizde gelişmekte olan yerel topluma dair arkeolojik ve epigrafik tarihçe mevcuttur. Ele geçen yazıtlar, heykeller ve yapılar bu dönemin tarihi hakkında bizlere bilgi vermektedir. Bu dönemde kent yararına yapılan bağışlar ve onurlandırma ödülleri (heykeller, mezarlar) yerel siyasetin tipik özellikleridir.



Prehistorya (Tarih Öncesi) (MÖ 4.500 – MÖ 2. yüzyıl)


Yazının kullanılmasından önceki dönemler prehistorya (tarih öncesi) olarak adlandırılır. Aphrodisias’taki ilk yazılı belgeler Lydia dilindedir ve MÖ 4. yüzyıla aittir ancak bunlar yalnızca harflerden ibarettir. Kapsamlı yazılı belgeler şehrin polis olarak kurulduğu MÖ 2. yüzyıldan itibaren karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple bu ören yeri özelinde MÖ 2. yüzyıldan öncesi prehistorya genel başlığı altında incelenmektedir.



Uzun bir prehistorik döneme sahip olan yerleşimin en erken yoğun iskanı Geç Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı’na tarihlenmektedir (MÖ 5. binyıl ortası ile 3. binyıl arası). Bu dönemde iki höyük (Pekmez tepe ve Tiyatro tepesi) üzerine küçük tarımsal yerleşimler kurulmuştur. Bu yerleşimler modern zamana dek devam etmiştir. 1960’ların sonları ve 1970’lerin başlarında burada yapılan kazılarda birbiri ardına gelen yerleşim katmanları ve küçük kerpiç ev kalıntıları ile mezar olarak kullanılmış büyük boyutlu küpler (pithoi) ele geçmiştir. Erken Tunç Çağı’na ait (MÖ 3. binyıl) seramiklerin varlığı güneybatı Anadolu’nun bu dönemine ve bölgenin Ege kıyısı ve Beycesultan gibi doğusundaki yerleşimlerle olan ilişkilerine ışık tutmaktadır. Diğer ilginç buluntular arasında, mermer tanrıça figürünleri yer alır. Bu figürinler, ilerleyen dönemlerde Aphrodisias’ın heykel atölyelerinde de kullanılan yerel taştan yapılmıştır.



Seramik buluntuları, Tunç Çağı’nın sonundan şehrin polis olarak kuruluşuna kadarki dönemde (MÖ 1200 - MÖ 2. yüzyıl) Tiyatro tepesi üzerinde yoğunlaşmış küçük bir yerleşimin varlığına işaret eder. Bu alanda MÖ 7. yüzyıl sonları ve 6. yüzyıla ait çok miktarda Arkaik dönem Lydia ve Karia seramikleri ele geçmiştir. Aphrodite (veya geç Helenistik dönem öncesine ait ismi bilinmeyen ve sonradan Aphrodite’ye dönüşen yerel tanrıçanın) Kutsal Alanı’nda bulunan en eski arkeolojik veriler de MÖ 6. yüzyıla tarihlenir. Büyük mermer aslan heykeli parçaları, oturan pişmiş toprak tanrıça figürinleri ve kaliteli ithal seramikler büyük olasılıkla tapınağa yapılan sunuların kalıntılarıdır. Şehrin Lydia ile ilişkisi, MÖ 4. yüzyıla ait Lydia dilinde yazılmış iki yazıt ve civarda bulunan belirgin mezar tümülüsleri ile doğrulanmaktadır. Aphrodite kutsal alanında, tapınağın altında bulunan en erken mimari kalıntılar, daha sonraki bir döneme, MÖ 3. yüzyıla aittir.



Helenistik Dönem ve Augustus Dönemi (MÖ 2. yüzyıl – MS 14)


Aphrodisias, MÖ 2. yüzyılın başlarında, Helenistik dönemde Syria (Suriye) merkezli Seleukos krallarının teşvikiyle Menderes Vadisi’ni çevreleyen bölgede görülen yoğun kentleşme sürecinin başlangıcında bir Yunan şehir devleti olarak kurulmuştur. Burası, yakınında bulunan Menderes Antiokhiası’ndan (Antiochia ad Maeandrum) farklı olarak bir kraliyet kolonisi değildir. Varoluşunu muhtemelen şehir statüsünün getirdiği menfaatlerden yararlanmak isteyen önde gelen yerel toprak sahiplerinin girişimlerine borçludur. Toplumsal kimliğin önemli yerel kaynaklarından biri olan ve eskilerden beri varlığını koruyan Aphrodite kutsal alanı yeni şehrin konumu için reddedilemez bir seçenektir.



Aphrodisias, birinci yüzyılda, “uluslararası” tarih sahnesinde Roma’nın sadık dostu olarak birkaç kez boy göstermiştir. MÖ 88 yılında, Pontos kralı VI. Mithradates’in Laodikeia’da kuşattığı Roma komutanına yardım göndermiştir. Roma generali Cornelius Sulla, Aphrodite’ye ithafen altın bir taç ile bir balta göndermiştir. Julius Caesar da, muhtemelen MÖ 47 yılında Anadolu’da (Asia Minor) seferdeyken altın bir Eros heykeli göndererek Aphrodite’ye pahalı bir sunuda bulunmuştur. Caesar kendisinden önceki Sulla gibi, Aphrodisiaslı Aphrodite ile Troialı Aineias’ın ve Julius soyunun annesi olan Romalı Venus-Aphrodite arasındaki ilişkiden faydalanmaktaydı. Kent, MÖ 41/40 yıllarında Parthia tarafından desteklenen Romalı hain komutan Labienus’un işgaline şiddetle direndikten sonra olağanüstü sadakati nedeniyle Roma senatosunca MÖ 39’da çeşitli ayrıcalıklarla ödüllendirilmiştir. Roma’nın Asya eyaleti dahilinde özerklik (eleutheria); Roma’ya ödenmekte olan tüm vergilerden muafiyet (ateleia) ve kutsal alanında sığınma hakkından (asylia) oluşan bu ayrıcalıklar kentin gelecekteki refahının temelini oluşturmuşlardır.



Hatırı sayılır ilk Aphrodisiaslı, MÖ 39 yılında karşımıza çıkan C. Julius Zoilos’tur. Octavianus-Augustus’un eski bir kölesi olan Zoilos gıpta edilen bu ayrıcalıkların sağlanmasında büyük olasılıkla aracı görevi üstlenmiş ve işleri idare etmek üzere memleketi Aphrodisias’a gönderilmiştir. Şüphesiz, MÖ 30’lu yıllar boyunca ve 20’li yılların içlerine kadar şehrin en nüfuzlu şahsiyetidir. Aphrodisias’ın en erken mermer yapıları bu döneme aittir ve Zoilos’un eserleridir. Tiyatronun mermer sahne binasını, Agora’nın kuzey stoasını, ve ilk mermer Aphrodite Tapınağı’nı inşa ettirmiştir. Kendi adına da en azından iki adet onurlandırma heykeli dikilmiştir. Aphrodisias’ta kamusal yapıların acil inşaat planlaması Zolios ile başlamıştır. Amaç, ün salmış tapınağına odaklı bu küçük polis topluluğunu güncelleştirerek şehre düzgün kentsel bir görünüm vermektir. Bu döneme ait günümüze ulaşan tarihlenmiş bir diğer anıt da Zolios’un kendi mezar anıtına ait büyük frizdir.


Erken İmparatorluk Dönemi (MS 1. yüzyıl)


Kentte, Julio-Claudius hanedanlığı boyunca ayrıcalıkların yarattığı refah devam ederken; Helenistik şehir planı üzerinde kapsamlı bir kentsel yapılaşma programı uygulanmıştır. Epigrafik kayıtlar Zolios döneminin ardından yerli soylu ailelerin önemini ve faaliyetlerini ortaya koymaktadır. Bu ailelerden bazıları Roma vatandaşlarıdır ve Tiberius Claudius Diogenes gibi Romalı isimlere sahiptir. MS 22 yılında, İmparator Tiberius yönetimi altında, kentin temsilcileri Roma’da senato önüne çıkarak Asya eyaletinde tapınak sığınma haklarının (asylia) yeniden değerlendirilmesine yönelik büyük toplantıya katılmış (Tacitus, Annals 3.62) ve şehirlerinin bu ayrıcalığını başarılı biçimde savunmuşlardır.



MS 1. yüzyıl boyunca Zoilos’un inşasını başlattığı yapılar tamamlanıp genişletilmiş ve başka yeni projeler başlatılmıştır. Toplantı ve festivaller için tiyatronun auditoriumu (oturma yeri) mermerden yeniden yapılmış, şehrin kuzey ucuna geniş kapasiteli bir stadyum inşa edilmiştir. Agora ve tiyatro arasında kalan alan, büyük bir kent parkı olarak şekillendirilmiştir (Palmiye Parkı – eski ismiyle Güney Agora). Roma modasına uygun Korinth düzeninde yeni bir tapınak içeren anıtsal Sebasteion kompleksi ise MS 20 - 60 yılları arasında Aphrodite ve Roma imparatorlarının ortak tapınımı için yapılmıştır. Yapının üzerindeki kabartmalar iki nesil boyunca artarda hüküm süren imparatorları, yani Augustus, Tiberius, Claudius ve Nero’yu konu alır ve şehrin, imparatorluğun başındaki Julio-Claudius hanedanıyla olan özel ilişkisinin somut bir temsilidir.



Çok geçmeden bir başka büyük boyutlu yapı olan Bazilika’nın yapımına başlanmıştır. Palmiye Parkı’nın güneybatı köşesinden girişi sağlanan bu yapının teknik ve tasarım detaylarına bakıldığında Sebasteion’da çalışan ekibin bu yeni proje için tekrar bir araya getirildiği ya da Sebasteion’dan buraya atandıkları ortadadır. Bazilika, MS 1. yüzyılda tamamlanmasıyla, Roma’nın yeni imparatorluk hanedanı olan Flaviuslara adanmıştır.



Bu tür yapıları olan kentler azdır; var olan yapıların da çok az örneği mermerden yapılmıştır ve bu kadar belirgin mimari bir “tasarım”a ve ölçeğe sahiptir. Örneğin, Stadyumun büyük dini şenlikler sırasında yapılan spor yarışmalarını izlemek için ağırlayabildiği seyirci kapasitesi 30.000’dir ve bu rakam Aphrodisias’ın nüfusundan çok daha fazladır. Cesur ve riskli bir yatırım olan Stadyum, kentin prestijini arttırmak ve festivaller sırasında para harcayacak ziyaretçileri kendine çekmek için tasarlanmıştır.




Orta ve Geç İmparatorluk Dönemi (MS 100-300)


Kentte büyük inşaat projelerinin devam ettiği MS 2. yüzyıl, Roma İmparatorluğu’nun Asya eyaleti şehirlerinde yapılaşma rekabetinin en yoğun şekilde yaşandığı dönemdir. Helenistik stildeki sütunlu kentsel peyzaj artık daha görkemli Roma tarzı yapılarla donatılmıştır. Dini alanda, Aphrodite Tapınağı’nın etrafındaki kutsal alanın girişi Tetrapylon ile belirgin hale getirilmiş ve tapınağın etrafı, oldukça sıkışık bir yapıya sahip revaklı bir avlu yani temenos ile çevrilmiştir. Aynı zamanda Palmiye Parkı’nın batı ucu, arkasında muazzam bir hamam tesisi (Hadrian Hamamı) yükselen yeni bir stoa ile yeniden tasarlanmıştır. 2. yüzyıl ortasında Palmiye Parkı’nın doğu ucunu kapatmak amacıyla Doğu Kapısı (eski ismiyle Agora Kapısı) diye adlandırılan iki katlı bir süs cephesi inşa edilmiştir. 2. yüzyılın sonlarında ise, Kuzey Agora ekseninde, özenle işlenmiş bir Bouleuterion yani Meclis Binası; Tiyatronun güneydoğusuna ikinci bir hamam (Tiyatro Hamamı) inşa edilmiştir.



Aphrodisias’taki büyük çaplı mermer yapılaşma 2. yüzyılın ortasında ve sonlarında kesintisiz olarak devam ederken Roma İmparatorluğu’nun başında Antoninler hanedanı vardı. Bu dönem, eyaletlerde en büyük ekonomik refahın yaşandığı zamandı. Hayırsever faaliyetler ve onurlandırmalar, takvimleri belirlenmiş düzenli festivaller ve dikkat çekici mermer yapılarıyla kamusal kültür zirvedeydi.



MS 200 civarına gelindiğinde kent merkezi tamamen anıtsal mermer mimariyle donatılmış ve 3. yüzyılda çok az yeni yapı inşa edilmiştir. Yazıtlara göre, yoğunlaştırılmış bir çabayla süren onurlandırma süreci artık festivaller ve yarışmalar takvimine odaklanmıştır. Epigrafik kayıtlara göre 3. yüzyılın ilk yarısı yeni festivallerin başladığı ve onurlandırma faaliyetlerinin tüm hızıyla sürdüğü coşkulu bir devirdir.



3. yüzyılda, İmparator Caracalla’nın MS 212 yılında, henüz Roma vatandaşı olmayan tüm özgür doğan imparatorluk sakinlerine yurttaşlık verilme hakkını imparatorluk çapında genişletmesinin (Constitutio Antoniniana) güçlü bir yerel etkisi olmuştur. Yeni yurttaşların imparatorun soyadı olan Aurelius’u kullanılması yaygın hale gelmiştir ve bu durum, çok sayıda kamusal yazıtın ve faaliyetin bu döneme (3. yüzyıl başı ve ortası) ait olduğunu göstermektedir. En çok dikkati çeken durum ise 3. yüzyıl başlarında mermer lahit üretimi ve kullanımında ani bir artış görülmesidir: Caracalla’nın fermanıyla vatandaşlık hakkı alan yeni yurttaşların, gelişmekte olan ve mermer yontu eserlerle temsil edilen kamusal hayatın bir parçası olmaya hevesli oldukları görülebilmektedir.



Geç Antik Çağ (MS 300-600)


Roma İmparatorluk döneminde sürekli gelişen Aphrodisias, Geç Antik Çağ’da da (MS 300-600) refah içerisinde yaşamıştır. Konstantinos egemenliğinden Heraklius egemenliğine dek süren bu refah dönemi 7. yüzyılda yaşanan kentsel çöküşle sona ermiştir. Arkeolojik araştırmalar ve ele geçen buluntular, şehrin yaşadığı bu karakteristik geç safhanın temel öğelerini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Konstantinopolis, Doğu Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti olmuştur. Yeni bir yönetim modeli oluşmuş ve MS 300 civarında Aphrodisias yeni Karia eyaletinin metropolisi yani başkenti olarak yönetimin bir parçası olmuştur. Dolayısıyla da imparatorluk yönetimi tarafından gönderilen eyalet valilerinin de makamı haline gelmiştir. Bu dönemde Hristiyanlık devlet dini olmuş ama şehrin geleneksel pagan çoktanrılı inancını korumak için büyük bir mücadele verilmiştir.



Aphrodisias, büyük oranda eyalet başkenti statüsüne bağlı olarak yaklaşık MS 600’e kadar klasik görünümlü faal kentsel peyzajının temel dokusunu korumayı başarmıştır. Artık yapıların bakımına, farklı işlevlere uyarlanmalarına ve yeniden biçimlendirilmelerine odaklanılmıştır. Bu yeniliklerin ne kadar kapsamlı olduğu yapının işlevine bağlı olarak değişir. Zaman zaman gerçekleşen depremler sonrasında birçok yapı bakıma girmiş, onarılmış veya oldukları gibi korunmuşlardır. Örneğin Tiyatronun önünde yer alan Tetrastoon MS 360 civarında şehrin valisi tarafından restore ettirilmiştir. 2. yüzyılda inşa edilen Tetrapylon ise sökülmüş, restore edilmiş ve MS 400 civarında tam bir mühendislik başarısı sergileyerek yeniden ayağa kaldırılmıştır. Halkın gururu, şehirdeki anıtların durumuna bağlı kalmaya devam etmiştir.